YAZIĞIM GELİ DİYARBEKİR’E
Önceki gün, aradım çocukluk yıllarımı.
Ulaşılmıyor dedi, tango bir ses kibarca.
Bişey olmaz, ben gidip, bakarım dedim.
En güzel yıllarımın izi kalmıştır, orda.
Fatihpaşa mahlesi, Kurşunlu sokak.
Diye adres yazardı, beyaz zarfın üstünde,
Ne postacı görünürde, ne hasret satırları,
Ne o adresler kalmış, ne de oturanları.
Öksüz gibi gezindim, paket taşlı yollarda.
Yırtık albümler gibi, kırık, dökük anılar.
Şuradaydı evimiz, okulum hah şurada.
Tanış kimse kalmamış, sadece yabancılar.
Yarım asır olmuş ömrüm, dıki dıkına.
Hatıramda, düşüncemde, beynimde.
Hama, hama kaybolan çocukluğumun,
Yolunu şaşırdım sanki, memleketimde.
Bulmaca gibiydi, küçede ğar oynamak.
Korfıstanla, çüçüt neydi gerçekten?
Karpitle, teneke uçuranlar kalmamış.
Gazoz kapakları, düşmüş eski değerden.
Lepikle mal oynayıp, yuttunuz mu sahiden?
Ya toprak hırabada istop, kuka, birdirbir.
Kibrit kutuları, şimdi sermaye değil artık.
Nedense, alav pilav da yapılmıyor, kim bilir.
Cığcığalı sakızın, renkli resimlerinden,
En sevilen ünlüleri seçelim, var mısınız?
Teksasa, çizgi roman mı dersiniz, şimdi?
Tarkan desem, beni doğru anlar mısınız?
Leymunata, vişneli cicibici, elmalişekerin,
Rengi aklımda, tadı damağımda asılı, dünden.
Kırık leblebi, dağdağan var mıdır, heket?
Allahan kurban desem, anlarmısın dilimden?
Sahi, ka’be darısını tanır mısınız?
Bahçada, hiç aluce topladınız dalından?
Gördünüz mü delibardağanı, karahübürü?
Marul arkaladınız mı Mardinkapı’ dan.?
Sadece bayramda binerdik, dıngılafıstana.
Tahterevallimi dersiniz, yoksa parktakilere.
Telden yapılı arabamın, forsu o biçim.
Kiralık pıskıleti, anlatsam mı şimdikilere?
İki katlı, naylon topu vardı zeğel Mıçenin.
Hem kaleci, hem oyuncu olurdu maçımızda.
Çelik, çubuk ustasıydı, yenerdi bizi teres.
Çar diyen Bozonun sesi var, kulağımda.
Memo, çatalastik atardı, sivigdeki kuşlara.
Şimdi serçe yok oralarda, hele ki boran.
Ne Ako var görünürde, ne gece kuşu.
Ne hechecıkler kalmış, ne serçeboğan.
Örtmenin dibi, hevlet olmuş, kimse yok.
Beştaş sesi var sadece, uzaktaki kızların,
Yankılanır gelin türküsü gibi, yanık sesleri.
İp atlayanların, çizgi oynayanların.
Neden, Tut ağacı bu kadar ağlamaklı.
Salıncak bağlı değil, salınan yok dalında.
İncirle küsülümü yoksa bozuk mu araları?
Ne meyve hırhızı var, ne de kim daldasında.
Hevşın tulumbası, kuyusu da kurumuş,
Kastalın yerinde yeller esiyor, şu an.
Bakır üsküreyle içmeyi bilirmisiniz?
Eyvandaki testinin, serin suyundan.
Ali dayı, güzün dam loğlamazmıydı he?
Yoksa damci yapmıyor mu artık tavanı?
Belki düşmüş kayıttan, haberimiz yok.
Yalnız yaşardı zaten, hem yoktu ki bakanı.
Hani dink vardı bu köşede, yarım duvarlı.
Hani alnı peçeli, gözü kapalı at kişnemesi,
Bi gün he, bi gün yok, yıkanır mı avlular?
Kapı önleri süpürülür mü, ayıp demesi.
Komşu evde Agop yok, Tuma bacı da gitmiş.
Üzüntüye, yalnızlığa, bikesliğe hareket.
Kar kuşları gibi grup, grup, kefle, kefleymiş.
Çıharıya değil kirvem, gurbete doğru elbet.
Asırlardır on gözle ağlamaktan belki de,
Pınarında kurumuş Dicle’min gözyaşları.
Bu yüzdendir, sabahları seher vaktinde,
Hıçkırarak, inleyerek ağlar Yusuf kuşları.
Bir, bir silinmiş izleri, çocukluğumun.
Siyah beyaz resimlerde, azıcık kalan.
Yorgun şair dizelerinde kalmış bir de.
O da, sizin anlayacağınız bi kırtik falan.
Alaca rengi solmuş, bahtsız memleketimin.
Doğum yerim el olmuş, gitmiş başka şehire.
Utangaç çocuk gibi suskun olmuş, lal olmuş.
İçim yani, çok yazığım geli Diyarbekir’e.
Saygılarımla
Ocak- 2010
Ecz. Abdulkadir Nur GÖRDÜK
FAYDALI NOT (Diyarbakır şivesi ve karşılıkları)
Alav pilav= Kâğıtları bir araya toplayıp, yakmak.
Ako=Saksağan Aluce=Yeşil erik, alıç.
Bikes= Kimsesiz Boran=Yabani güvercin
Bozo=Sarışın Cığcığa= Alüminyum folyolu kâğıt.
Çıharı= Piknik Çüçüt= oyun terimi ( şansa bırakmak)
Dağdağan=İnce kabuğu yenilip, çekirdeği kamışla üflenen yiyecek.
Dalda=Gölge Dıki dıkına= Tam
Dıngılafıstan=Tahterevalli
Dink=Atla döndürülen un değirmeni
Eyvan=Avluya bakan balkon
Ğar= Bilye, misket. Hama hama= Hemen hemen
Havş=Avlu Hechecık=Kırlangıç
Heket= Sahiden. Hevlet=Sakin
Hıraba= Harabe Hırhız=Hırsız
Ka’be darısı= Patlamış mısır
Kar kuşu= Sığırcık Karahübür= Karadut
Katsal=Sokak çeşmesi. Kefle=Kafile
Kırtik=Azıcık Korfıstan= Oyun terimi( ezbere atmak)
Kuka ve istop= Oyun ismi
Küçe= Sokak Lepik= ayakkabı ökçe lastiği
Loğ=Toprak dam sertleştirmeye yarayan silindir
Mal= Kibrit veya sigara paket kapağı( kartondan)
Örtme= Cumba Pıskılet= Bisiklet
Serçeboğan= Atmaca Sivig=Uç
Teres= Korkak Tango= Asortik
Üsküre=Derin tas Yazığı gelmek=Acımak
Zeğel= Kurnaz
MEMLEKET
Uzaktan sevme beni.
Cesaretsiz,
Ürkekçe olmasın aşkın.
Ben senin memleketinim.
Ben senin baba ocağın.
Soğumuş olsa da duvarları,
Sımsıcak yuvan.
Ben varlığının nedeni,
Ben , sen olmuşum.
Sen de, ben sanki…
Doğduğun, doyduğun,
Var olduğun toprağın,
Memleketin havasını solumak,
Koynunda sabahlamak,
İnsanıyla paylaşmak varken,
Uzaktan sevmek ne demek?
Görevden,
Minnet borcundan,
Belki de kendinden kaçmak.
Hasret çekme azgın dalgalar gibi.
Özlemini rüzgarlara yükleme.
Sürükleme bulutları üstüme.
Yağmurlar ıslatmasın anılarını.
Dikili bir ağacın olsun bende.
Kuşlar tünesin daldasına.
Gölgesinde barınsın insanlar,
Salıncak ol çocuklara,
Lunapark ol, meyve ol..
Kuru sofralara katık ol.
Eller duaya kalkarken, seni ansın.
Durdukça hep ismin hatırlansın.
Bohçan dolu olsun, sona yürürken.
Paylaşıma bir çivi çak.
Bakarsın birler çoğalır.
Onlar, yüzler olur zamanla.
Şimdilik sadece bir..
Sana yakışan..
Seni anlatan..
Seni hatırlatan gibi olsun..
Yalnız sana ait olsun.
Bendeki eser.
Yalnız sana….
Saygılarımla
Mart_2009
Ecz. Abdulkadir Nur GÖRDÜK
DİYARBEKİR
Bereketli vadiyi yaran Dicle’ye bakıp,
Fiskaya’nın başına otur, biraz nefeslen
Selahaddin Eyyubi otağ kurmuş karşıda
Tarih karanlığından surlara doğru seslen.
Asurlu, Pers, Emevi, Abbasi, Selçuklular,
Artuk, Eyyubi, Akkoyun, Osmanlı derken.
Hüküm sürmüş asırlarca, bu muhterem şehirde
Tarihine saygı ile değer vermiş, giderken.
Çevresi kalkan gibi, karataşla örülü
Çin seddinden de eski, surların Diyarbekir
Seksen iki burcu var, onaltı da kalesi
Beşbuçuk kilometre, turların Diyarbekir
Kırklar dağı etekleri, kör olası Suzan’la.
Türkü olup iz bırakmış, yanık Celal sesinde.
Şeyh Muhammed düzlüğü, mezarlık arenası
El üstünde taşınanı, saklıyor sinesinde.
On gözlü köprü hala, duruyor asaletle
Azgın suyun karşısında, o eğilmez başıyla.
Ne canlar yitirilmiş, bu mahzun memlekette
Neler görmüş kim bilir, şu ihtiyar yaşıyla.
Yapılış esnasında hikayeleri farklı
Burçlardan Yedikardeş, Keçi ve Evli beden.
Ustanın sanatına, çırağın haykırışı
Geçmişte ölümüne savunulmuş kaleden.
Çevresini kuşatan yüksek ve geniş surda
Güneşin batımıyla, kapanırmış kapılar.
Mardin kapı, Urfa kapı, Yeni kapı bazısı
Saymakla bitmiyor ki, tarih yüklü yapılar.
Çay önü sahilinde kumlu, çakıllı yerde,
Yetişen karpuzları, her bir deve heybesi.
Şerbetçi Bave Alo, sallarken taslarını,
Meyan kökü, yaz sıcağının özlenen sesi.
Melekahmet, İskender, Behram, Fatih paşalar
Yönetim kademesi Lala, Defterdar, Kadı.
Kimi mektep, kimi cami, kimi aşhanesiyle,
Dünya da dua ile, yad edilmek muradı.
Dört mezhebin aynı anda kullandığı bir mabed.
Ulu cami, islamın beş hareminden biri.
Avlusunda gün saati, şadırvanı muhteşem
Asırlardır ayakta, eskisi kadar diri.
Yıllarca kiliseyle dostça komşuluk yapan,
Dört ayaklı minare, Akkoyunlu eseri.
Diğer adı Şeyh Matar, gavur mahallesinde,
Dört sütun üzerinde bir denge şaheseri.
Alimler yetiştirmiş, müfessirler sayısız.
Zinciriye, Mesudiye eğitim medresesi
Hasanpaşa, Çiftehan, Deliller hanı ise,
İlim yolculuğunda sanki konak adresi.
Elyesa ve Zükifl adı Kuran da geçen,
Peygamber ikiside, Yaradan sevgilisi.
Zennun,Hallak,Danyal,Harun,Hürmüz nebiler
Eğil ilçemizdedir, hem mübarek hepisi.
Tanrısıyla barışık, hem veli kullarından,
Sarı Saltık, Hintli baba, Zincirkıran türbesi.
Vatanından kopup gelmiş, Halit oğlu Süleyman,
Manevi fatihimiz, Peygamber sahabesi.
Camilerle iç içe, ezan ve çan sesleri.
Şemsiler tapınağı, Küçük ve Meryemana.
Başka dinleri temsil, anılan bu mekanlar,
İbadethane olmuş, gayri Müslim insana.
İnsanlık tarihiyle önem bulmuş nezafet.
Vahab ağa, Çardaklı, Paşa, Deva hamamı.
Kim yakmış külhanını, acep kimler yıkanmış,
İzleri de tarih olmuş, hayal olmuş tamamı.
Arbedaş ve Hançepek, namı yürümüş muhit
Özü doğru, sözü söz, mert olanların yeri.
Küpeli, Dıngılhava serinleme noktası
Bedenden atlayanlar, delikanlının seri.
Sanırım benzeri yok, Allah’ın bir rahmeti
Diyarbekir’le özdeş, adı Hamravat suyu.
Hatun kastalı yıkık, Anzele çok derinde,
Dibinden kaynar gibi, Yusuf’u alan kuyu.
Cahit Sıtkı, yanılmış yolun yarısı derken,
Kırk altıda kapanmış, bu Dünyaya gözleri.
Süleyman Nazif, Ali Emiri, Ziya Gökalp’ler
İlim, irfan yuvasının dışa vuran yüzleri.
Diyarbekir evinin, genişçedir eyvanı.
Bazalt taştan avluda, havuzla, tulumbası.
İpekten şal dokuyan değerli ustaları,
Altından hasır örer, bakırı ayran tası.
Saklarsın yüreğinde, her türlü güzelliği.
Şehr-i kadim Diyarbekir, en onulmaz kalemsin
Kalamam senden ayrı, özlerim her şeyini
Sen benim korunağım, evimsin, ailemsin.
Eylül/2008
Ecz.Abdulkadir Nur GÖRDÜK
akadirgorduk@yahoo.com.tr
BURASI DİYARBEKİR
Bu kutsal memlekete kim ihanet etmişse,
Edindiği malının, sıfır olsun şeşleri.
Çalarak, hamal gibi kim taşıyıp yemişse,
Halkımın ah ı ile, rast gitmesin işleri.
Sahabe, şair, edip, aydın şehri burası
Kimler gelmiş, kimler geçmiş insanlığın Şura’sı
Bereketli Ortadoğu ve Avrupa arası
Kim hakkını yemişse, kabus olsun düşleri.
Yaşayan ağu içmiş, yaşamayan sanki aç,
Merhabaya hasret kalmış, gülümsemeye muhtaç,
İnsanlığın tarihinde yeri, her zaman sertaç,
Kim sırtından geçinmişse, hayrolmasın peşleri.
İçindeki sevinmemiş, dışındakinde hüzün,
Burcunu, bedenini, görmeye hasret gözün,
Kalmıyor bir manası, dilden dökülen sözün,
Kim basmışsa kaderine, hiç bitmesin kışları.
Madem memleketimiz, madem değerler bizim.
O zaman Diyarbekir, demek ki hepimizin.
Velinimet olmuşsan gurur ve onur sizin,
Kim kazancın yatırmışsa, hep dik dursun başları.
Ecz.Abdulkadir Nur GÖRDÜK
akadirgorduk@yahoo.com.tr
Bu sayfa 2104 defa görüntülenmiştir.