![]() | ||||||||||
| ||||||||||
HABER ARAEN ÇOK OKUNANLARSON YORUMLANANLAR |
Bırklin Mağaraları AraştırılmalıDiyarbakır Turizm ve Tanıtma Derneği Üyesi Gazeteci-Yazar Mehmet MERCAN, Bırklin Mağaraları Araştırılmalı konulu derlemesi Dünyanın en verimli toprakları olarak tanımlanan “Bereketli Hilal” içinde yer alan Yukarı Mezopotamya’nın ortasında, Dicle-Fırat arasında yer alan Diyarbakır, Doğu’dan ve Güneyden gelen kavimlerin Anadolu’ya geçiş yolu üzerinde bulunması nedeniyle her devirde büyük önem kazandı. 1960’lı yıllarda Ergani’nin Çayönü bölgesinde, Hilar Köyü çevresinde yapılan arkeolojik araştırmalar ve kazılar sonrasında, ilk insanların 11 bin yıl önce bu bölgede göçebelikten yerleşik düzene geçtikleri ve tarım yaptıkları belgelendi. Bilinen o ki; bölgenin ilk medeni sakinleri Milattan 4000 yıl önce yaşamış HURRİLER’dir. Dünyanın önemli ansiklopedilerinden LAROUSSE Hurileri, “Doğu Anadolu’nun dağlık bölgesinde yaşayan, asırlarca bölgedeki devletleri etkileyen, birçok krallık yanında Mitanni devletini kuran önemli bir kavim” olarak gösterir... Hurilerden başka aynı dönemlerde ASUR’lular ve AGADA’lılar da bölgede hüküm sürdüler. AGADE (Akad) Kralı NARAM - SİN’in, kent merkezine bağlı Pir Hüseyin Köyü’nde bulunan bir tablet üzerindeki rölyefi dünyada bu kavim hakkında bilgi veren tek ve en önemli buluntudur. Yine, ASUR hükümdarı ADAD NİRARİ’nin kılıç kabzasındaki çivi yazısında “AMİD - OMİD Kralı” diye yazması, kentin tarihinin ne kadar eskilere dayandığının da kanıtıdır. Asurluların en belirgin kanıtları kuşkusuz; kentin Buradaki mağaralarda Asur’un Tanrısal kralları TIGLADPLESER ile SALMANASAR’ın çivi yazılı kitabeleri ve som kayalara kazılı rölyefleri var. Lice-Bingöl karayolu üzerinde, Diyarbakır’a Türkiye Mağara Araştırmaları Derneği Başkanı Jeolog Doç. Dr. Temuçin Aygen, Prof. Dr. Selahattin Yazıcıoğlu, YSE İl Müdürü Mehmet Tunç, İl Turizm Müdürü Orhan Pirinççioğlu, Diyarbakır’ı Tanıtma ve Turizm Derneği Başkanı Tarihçi-Yazar Şevket Beysanoğlu, Araştırmacı-Yazar Adil Tekin ile birlikte yaptığımız araştırmalara yakındaki KORHA köyünden köylüler da katılmıştı. Asur kralları 1. Tigladpıleser ile III. Salmanasar’a ait oldukları bilinen çivi yazılı kitabeler ile her iki krala ait rölyefler mağaraların girişlerinde yer alıyor. Mağaralar arasında en uzunu, kayalıkların yukarısında olanıdır. Yaklaşık İki kilometre uzunluğunda olan mağara tümü ile sarkıt ve dikitlerle doludur. Giriş ağzı dar, ama içinde yer yer 6-7 metreyi bulan genişlikte ve yükseklikte salonları var. Ne yazık ki daha ilerilere gidemedik. Sonlara doğru büyük çöküntüler olmuştu çünkü... Beraberimizdeki köylüler, bu mağaranın çok daha uzun olduğunu, kendilerinin de korktukları için daha ilerilere gidemediklerini söylediler. Mağaralarla ilgili ile efseneler de var kuşkusuz. İskender-e Zülkarneyn efsanesinde bu mağaranın bir ucunun KAF DAĞI’na çıktığı anlatılır. Yöre halkı ise, bu mağaranın Muş’a kadar uzadığını öne sürerler… Jeolog Doç. Dr. Temuçin Aygen, sarkıt ve dikitlerin yüksekliğine bakarak mağaranın en az 70 bin yaşında olduğunu, bu tür KARSTİK mağaralarda sarkıt ve dikitlerin her bir metresinin binlerce yılda oluştuğunu anlattı. Göğüs hastalıkları uzmanı Prof. Dr. Selahattin Yazıcıoğlu da, mağaranın içlerine doğru oluşan temiz havanın özellikle nefes darlığı çeken astımlı hastalar için rahatlatıcı özelliğe sahip olduğunu, bu mağaraların sağlık turizmine hazırlanması gerektiğini savundu. İçinden Dicle’nin bir kolu olan ZEBENE çayının geçtiği kayalıkların aşağısındaki birinci mağaranın hemen girişinde som kayaya kazılı III. Salmanasar’ın rölyefinin ön ve arkasında iki kitabe var. 1.Tigladpıleser’in rölyef ve kitabeleri ise yukarıdaki kayalıklarda, ikinci mağaranın girişinde yer alıyor. 1899 yılında bölgeyi gezen Alman tarihçi C. F. Lehmann tarafından okunan kitabelerde ilginç bilgiler var. ........ “Nairi memleketinin fatihi, Dünyanın dört bucağının kralı, Asur Kralı, kuvvetli Kral Tıgladpıleser. Tunni, Dayani, Kirhi memleketinden büyük denize kadar zapt ettim...” ........ “Beylerim, büyük Tanrılar AŞUR ve ŞAMAŞ, ADAD’ın yardımıyla Asur memleketi kralı MUTTAKİL - NUSKU’nun oğlu, Asur Kralı AŞUR – REŞİ - İŞİ’nin oğlu,. Asur Kralı ben TIGLADPLESER Amarru memleketinin büyük denizi ve Nairi memleketi denizinden, Nairi memleketine üçüncü defa gittim..." ……………. İçinden ZEBENE Çayının geçtiği, bir kilometre kadar uzunlukta olan birinci mağaranın hemen girişinde yer alan III. Salmanasar’in kitabeleri de ilginçtir: Diğer kitabelerden daha uzun ve geniş olan bu kitabelerde Asur Kralı Tukulti Ninurta’nın oğlu, Asur Kralı Asurnasirpal’ın oğlu olmakla övünen ve güneşin doğuşundan batışına kadar olan bölgedeki geniş topraklara ve büyük dağlara hakim olduğunu abartılı bir biçimde anlatan III. Salmanasar da tıpkı Tigladpıleser gibi büyük Tanrılar Aşur, Şamaş ve Adad’ın yardımı ile düşmanlarını yendiğinden söz eder. İkinci kitabenin 15 ve 20’nci satırları arasındaki bölümde zaferlerini şöyle anlatıyor III. Salmanasar: “Nairi memleketinin denizinden, güneşin batışının büyük denizine kadar olan her yeri fethettim... Hattiler memleketini, Melitene’yi, Dayani memleketini, Suhme memleketini ve Azaşkun şehrini... Urartulu Aram’ın kral şehrini, Gilzan memleketini, Hubişkiya memleketini, Diclenin başından Fırat’ın kaynağına kadar, bizim hanedanın Zamua memleketinin denizinden Kalde memleketinin denizine kadar kendime tabi kıldım. Babil’e gittim Tanrılara kurban sundum. Kalde memleketine indim. Şehirlerini fethettim, vergilerini aldım...” …………. Yöre halkı arasında ilginç bir söylenti vardı. Anlattılar; Yıllar önce Lice kaymakamlarından biri arkadaşları ile bu mağaralara gelip gezmişler. Sonra da içinden Zebene çayının geçtiği aşağıdaki mağaranın önünde çilingir sofrasını kurup başlamışlar içmeye. Bir süre sonra Kaymakam silahına sarılıp başlamış çivi yazılı kitabelere ve III. Salmanasar’ın rölyefine ateş etmeye Misafirleri ile birlikte nişan tahtası yapmışlar rölyef ve kitabeyi… Ayni gezide, Bırklin mağaralarının yukarılarındaki kayalıkların üzerinde bulunan Korha Köyü’nü de gezdik Ve hepimiz, kitabede adı geçen KİRHİ memleketinin, bu KORHA köyü olabileceğini düşündük… Sonra, Hani ilçesinin kuzeyindeki dağlar arasında grup halinde ve peşpeşe yerleşik NERİP köylerinden biri olan NERİBİTOPALAN köyüne (yeni adı Topçular) uğradık… Burada bizi sarışın mavi gözlü, elma kırmızısı yanaklı, gözlerinde zeka, yüzlerinde sağlık fışkıran “Viking” benzeri dost canlısı insanlar karşıladı. Kendi aralarında ne Kürtçeye, ne Arapçaya, nede Türkçeye benzeyen çok ilginç bir dil konuşuyorlardı. Ama biz onlarla Kürtçe söyleştik. Nece konuştuklarını sorduğumuzda, bu dilin kendilerine atalarından kaldığını anlattılar. Şaşırmıştık… Ve yine düşünmeye başladık… -Acaba bu NERİPLİLER de Asur kitabelerinde adı geçen NAİRİLER midir? ……… Şimdi gelin biraz sesli düşünelim ve soralım; -Burası Mezopotamya, ve biliyoruz ki Mezopotamya dünyaya medeniyetin, kültürün, sanatın yayıldığı bir bölge. Ve kadim tarihiyle AMİD, yani Diyarbakır bu zengin bölgenin merkezi… Yıllar ve yıllardır neden ciddi, bilimsel bir arkeolojik araştırma yapılmıyor buralarda?. Kim neden çekiniyor, kim neden korkuyor?. Demek, asırlar öncesinde bölgeyi gezen yabancı bilginler de olmasaydı, bu kadarcık bilgimiz de olmayacaktı. Şimdi gelin de sormayın; -Peki yahu, bölgemizde mevcut 5-6 üniversitenin hikmeti vücudu nedir? Ya, kuruluş tarihi itibariyle 36 yaşındaki Dicle Üniversitesi, ne zaman kendi iç çekişmelerini bir yana bırakıp bölgemizi araştırmanın da asli görevlerinden biri olduğunu anlayacak?... Bu haber 312 defa okunmuştur.
|
GALERİSON YORUMLANANLARVİDEO ARA |
||||||||
|
Sitenin telif hakları Diyarbakır Turizm Derneğine Aittir. Altyapı: MyDesign Haber Sistemi |
||||||||||