![]() | ||||||||||
| ||||||||||
HABER ARAEN ÇOK OKUNANLARSON YORUMLANANLAR |
Ali Emiri Efendi Kimdir?24 Ocak 1924 günü Şişlideki Fransız Hastanesinde yoksulluk içinde öldü. Ünlü şair Yahya Kemal BAYATLI’nın, bir şiirinde herkesi önünde diz çökmeye çağırdığı, ünlü ansiklopedilerde “Osmanlı tarihi ve Osmanlı edebiyat tarihi alimi” olarak tanıtılan Ali Emiri Efendi 1857 yılında Diyarbekir’de doğdu. Babası Mehmet Şerif Efendi ticaretle meşguldü ve oğlunun da tüccar olmasını istiyordu. Ama Ali Emiri ticaretle ilgilenmiyor, dedesi Mehmet Emiri Efendi gibi şair ve edebiyatçı olmak istiyordu. Kendi anlatımına göre; ilk tahsilini Diyarbekir’in Sülukiyye Mescidi Şerif’inde yaptı. Hocası Fethullah Fevzi efendiden ders aldı. O henüz 10 yaşında iken ünlü bilginlerin eserlerini okuduğunu anlatır. Çalışkan bir öğrenciydi. Arkadaşları ders sonlarında oyunlar oynar eğlenirken Ali Emiri bir kenara çekilir, şiirler, kasideler okur, yazardı, Gece sabahlara kadar okuduğu kitapları da ezberlemeye çalışırdı. Bu yüzden sağlığı bozulunca, Mardin’de memur olan dayıları Abdülfattah Fethi ile Abdülkerim Abdi efendilerin yanına gönderildi. Bu sırada Mardin Valisi, Diyarbekir’li Sait Paşa’dır.(Süleyman Nazif’in Babası) Mardin’de bulunduğu sırada Padişah V. Murad’ın tahta çıkışı münasebetiyle bir kaside yazar. Bu kaside Vilayet Gazetesi’nde yayımlanınca büyük beğeni toplar. Vali Sait Paşa da kasideyi pek beğenir ve Ali Emiri’yi, 150 kuruş maaşla Tahrirat Kalemi Katipliği’ne tayin eder. Böylece Ali Emiri memuriyete adım atmış olur. Bu görevde 18 ay kalır. Dayısı Abdülfettah Fethi efendinin, Gümüşhane’ye atanmasıyla kendisi de istifa ederek Diyarbekir’e döner. Babasının da etkisiyle tam ticarete atılmaya hazırlandığı bir sırada kendisine yeniden memuriyet yolu görünür. O tarihlerde çevreyi eşkıyadan temizlemek amacıyla oluşturulan “Sivas, Diyarbekir ve El-Aziz Vilayetleri Islahat Heyeti” gelir. Heyetin başında Abidin Paşa vardır. Mardin Valisi Sait Paşa bir sohbette, Abidin Paşa’ya hemşerisi Emiri efendiyi över. Abidin Paşa karşılaştığı Emiri efendiye iltifat eder ve yeteneklerini ilginç bir sınavla dener. Kendisine Nefi’nin bir şiirine nazire yazmasını ister. Emiri Efendi de bu şiire gerçekten güzel bir nazire yazar. Bu nazireyi pek beğenen Abidin Paşa bir başka gün de Fuzûli’nin gazellerinden birine nazire yazmasını ister. Hemen oracıkta bir odaya çekilen Ali Emiri, Fuzûli’nin gazeline de güzel bir nazire yazınca 500 kuruş maaşla “Islahat Heyeti Müsevvidliği”ne (Katipliğine) ataması yapılır.. Böylece ticarete atılmaya hazırlanıyorken kendini yeniden memuriyet hayatının içinde bulur., Bu görev Ali Emiri’nin Anadolu’nun pek çok yerini gezme döneminin de başlangıcı olur. Abidin Paşa nereye giderse Ali Emiri efendiyi de beraberinde götürüyordu. 1880 yılında Islahat Heyetinin lağvı üzerine Selanik Valiliğine atanan Abidin Paşa ile bu şehre gelen Ali Emiri, daha sonra yine Abidin Paşa ile Adana’ya gelir ve burada 5 yıldan fazla kalır. 1888 yılına kadar Ankara, İçel, Kozan, Adana aşar müdürlüklerinde, daha sonra da Leskovik, Kırşehir ve Trablusşam sancağı muhasebeciliklerinde, Yanya ve İşkodra Maliye müfettişliğinde, Halep defterdarlığında ve Yemen maliye müfettişliğinde görev yapan Ali Emiri Efendi, memuriyeti sırasında başarılı hizmetlerinden dolayı çok sayıda nişan aldı. HEP EDEBİYATIN İÇİNDE OLDU Ali Emiri efendi uzun sayılabilecek memuriyet hayatı dolayısıyla diyar diyar gezmesine karşın edebiyattan ve şiirden kopmadı, kitaplardan ayrı kalmadı. Sonunda memuriyetten ayrılarak İstanbul’a yerleşti. Emiri Efendi tüm hayatını şiire, edebiyata, tarihe ve kitap toplamaya vakfetti. Ali Emiri Efendi bilge bir kişiydi ve çok güçlü bir hafızası vardı. Yakın arkadaşlarından Kilisli Rifat Bey, onun ezberinde 100 bin beyitten fazla şiir bulunduğunu, anlatır. Bir sohbette herhangi bir şairden, söz edilse en az iki şiirini yanlışsız okurdu. Yine sohbetlerde okunan şiirlerde yanlışların farkına varır, “O şiir öyle değil, böyledir” der, doğrusunu okurdu. O, bir şair, bir edebiyatçı, bir araştırmacı olmanın ötesinde, fesli ama papyon kravatlı tam bir beyefendiydi de. Hiç kuşku yok, O olmasaydı Türk dünyası, Kaşgarlı Mahmud’un o ünlü eseri “Divan-i Lügat-it Türk”e kavuşamayacaktı. Onun ünlü “Tezkire-i Şuara-i Amid” (Şairler Ansiklopedisi) eseri olmasaydı tarihte yaşamış pek çok Diyarbakırlı şair, edebiyatçı, ilim ve bilim adamını tanımayacaktık belki de. Yine, onun bazı biyografik eserleri olmasaydı geniş Osmanlı ülkesindeki Osmanlı şairlerini, Yanya Şairlerini, İşkodra şairlerini, Teselya şairlerini bilmeyecektik. AMİD’DE CESİM BİR KÜTÜPHANE Ali Emiri Efendi’nin yazdığı 16 adet, her biri günümüzde de kaynak olan değerde kitaptan başka gazeteler ve dergiler de yayımladı. Emiri Efendi, İstanbul’da çıkardığı AMİD-İ SEVDA adlı dergisinde yazdığı bir makalede, “Amid şehrinde vaktiyle 1.040.000 cilt kitabı havi CESİM bir kütüphane” bulunduğunu anlatır. O da bu büyük ve değerli kütüphanenin varlığını, Diyarbekir’in fethinde bulunan İmad-üddin İsfahani ‘den naklen “Büyük Tarih” adlı kitabın yazarı Eb-ü Tayy’dan öğrenmiş... Her türlü eser okumakla beraber en çok Osmanlı edebiyatı ve Osmanlı tarihiyle meşguldü. Tarih, sanat edebiyat gibi önemli alanlarda ün sahibi kimseleri, şairleri, bilim adamlarını ve din alimlerini, ünlü hükümdarları ve kumandanları ve tercüme-i hallerini en ince ayrıntılarına kadar ezbere bilirdi. KİTABA ADANAN ÖMÜR O, tam bir kaynak kişi, ama daha çok bir “KİTAP KURDU idi... “Divan-i Lügat-üt Türk”ü bir sahafın tozlu raflarında buluşu da bu kitap sevgisinin sonucudur.. 30 liraya satılan kitabı almaya parası yetmeyince bir arkadaşından borç alacak kadar kitaplara sevdalıydı. Rastladığı değerli bir kitabı ya satın almaya kalkar, ya da oturur elle günlerce yazarak kopyalardı. Örneğin; Emiri Efendi, Yanya’da Maliye Müfettişi iken orada gördüğü değerli bir kitabın ikinci cildinin Yemen’in San’a kentinde olduğunu öğrenir. Kitabın sahibi ile yazışmaya başlar. Ne var ki kitabın sahibi bir türlü kitabı satmaya yanaşmaz. Bunun üzerine bu kez kitabı istinsah (elle kopyalama) etmesine izin verilmesi ricasında bulunur ve bunu sağlar. Bunun için de Yemen’e tayininin yapılması için Maliye Nezaretine başvurur. Dileği kabul edilen Emiri Efendi Yemen’e hareket edecekken bu kez sahibinin kitabı satmaya karar verdiği haberini alır. İşte, böylesine bir kitap sevdalısıydı İhtiyacı olduğu zamanlar bile elindeki değerli eserleri satmazdı. Bu gözü, gönlü tok ve onurlu insan, kendisine çok cazip teklifler yapılmış olmasına karşın sonuçta aralarında Kaşgarlı Mahmud’un ünlü Divan-i Lügat’üt Türk gibi benzeri olmayan muhteşem eserler de olduğu halde, birbirinden değerli, hepsi de seçme 14 bin cilt kitabını Devlet’e bağışlamıştı... Büyük bir titizlikle sakladığı ve kimseye göstermediği “Divan-i Lügat-üt Türk” kitabını devlete bağışladığı için Sadrazam Talat Paşa ile Adliye Nazırı İbrahim Bey güvendikleri bir zata altın para olarak 300 lira verir ve bu paranın Ali Emiri Efendiye armağan olarak verilmesini isterler. Ali Emiri Efendi parayı bir tezkere ile iade eder. Emiri efendi parayı ret ederken de Talat Paşa’ya hitaben şunları yazar; “Lütfünüze ve kadirşinaslığınıza teşekkür ederim. Fakat bu parayı kabul edemem. Çünkü, hizmet mukabilinde para almış olacağım. Bu ise vicdanıma ağır gelen bir şeydir. Bundan dolayı size teşekkürle parayı iade ediyorum. Siz bu parayı yardıma muhtaç olan birkaç namuslu aileye dağıtırsanız size müteşekkir kalacağım. Bundan Cenab-i Hak da memnun olur. Bu sadakanın adı da Divan-i Lügat-it Türk sadakası olsun...” İhtiyacı olduğu halde böylesine bir parayı ret eden gözü, gönlü tok Ali Emiri Efendi 24 Ocak 1924 günü Şişli’deki Fransız Hastanesinde yoksulluk içinde öldü. Vasiyeti üzerine Fatih Türbesi haziresine gömüldü. İstanbul’da yaşadığı yıllarda zevkini tatmin için gazete, dergi çıkarır, araştırmalarını, bilgilerini buralarda yayımlardı. Hemen her gece Divanyolu’nda bulunan “Diyarbekir’liler Kıraathanesi”ne gelir orada çok tatlı sohbetlere katılırdı. Kıraathaneden içeri girer girmez etrafına büyük bir kalabalık toplanır sohbetini dinlemeye çalışırlardı. Her konuda geniş bilgi sahibiydi. Ünlü şairimiz Yahya Kemal BAYATLI’nın Emiri Efendi için yazdığı gazelin bir bölümünde şöyle der; Muhtac isen füyuzuna eslaf pendinin Diz çök şimdi önünde Emiri Efendi’nin Amid, o şehri nur övünsün ilelebet Fazl-ü faziletiyle bu necl-i bülendinin... Bu haber 351 defa okunmuştur.
|
GALERİSON YORUMLANANLARVİDEO ARA |
||||||||
|
Sitenin telif hakları Diyarbakır Turizm Derneğine Aittir. Altyapı: MyDesign Haber Sistemi |
||||||||||